Pages

14 Aralık 2015 Pazartesi

Laz Kızı'nın Tatlı-Eğreti Olayı

19 yorum
Başımdan geçen bu tatlı-eğreti olayı dün yaşamıştım ama dünkü bu can sıkıntısıyla yazmak bile gelmediydi içimden... Şimdi geçti, ama ben yinede sizinle paylaşmak istedim. Blogu açarken hem daha önce yazdığım yazıları daha fazla kişiye ulaştırmak vardı hemde sevincimi, sıkıntımı paylaşmak vardı.. O sebeple dün not defterime yazdığım bu yazıyı sizinle eksiksiz ve  fazlası olmadan paylaşıyorum.

Sebepsiz yere insanın içine sıkıntı girer ya, bütün huzurunuzun içine limon sıkıp sizi telaşa sokup ne yapacağını bilemez şekilde volta atmaya iter ya.. Durup dururken canınız yemek, tatlı vb şeyler yemek ister ya, hele de gece gece... Kafada kilo alırım derdi bir yana rahatsız eder beni düşüncesini bir yana atıp, dolabın kapağını açtığınızda hüsranla karşılaşırız ya, hah işte bu sıkıntı

4 Aralık 2015 Cuma

Bir Aşk

13 yorum

Buharı üzerinde sevdamın
Yeni güne doğan güneş gibi
Fırından çıkan ekmek gibi,
Sıcacık, mis kokulu.

30 Kasım 2015 Pazartesi

Bitmek

19 yorum
         


Her şey bitiyor. Elimizde tuttuğumuz yada tutmadığımız her şey.. Telefonun şarjı en basitinden. Zamanımız, paramız, bakkaldan aldığımız çikolatamız.. Bitmesi gerekenler biter de ya bitmemesi gerekenler.
İNSANLIK gibi...
Sonra umutlarımız, sevgimiz gibi nefretimiz de... Şaşkınlığımız da bitiyor mutluluk da hüzün de, aşkta.. Duygularımız bitiyor. Bilerek körleştiriyoruz. Ya bilerek ya da bilmeyerek. Oluyor işte bir şekilde.
Kıyıya vuran dalga kıyıda bitimi veriyor yoksa geldiği gibi geri mi gidiyor? Bitenler gibi mesela.. Bitenler de geri geliyor mu?

23 Kasım 2015 Pazartesi

Karmakarışık

2 yorum



Kulağımda kulaklığımdan gelen müziğin sesiyle sizlere ulaşıyorum Laz Kızı okuyucuları. Uzun zaman oldu yazmayalı hatta blogger'a uğramayalı. Annemin sağlık problemi sebebiyle tamamen uzaklaştım net dünyasından kısa bir süre. Benim için sıkıntılı günlerdi.. Geçtiğimiz hafta salı ameliyat oldu. Çok zordu benim için onu ameliyathanenin önünde beklemesi.  Oranın psikolojisi ayrı apayrıymış.. Orada tanıdık birilerine ihtiyaç kesinlikle oluyormuş. Çok şükür ki iyi şimdi annem ..

20 Eylül 2015 Pazar

Sen Kaç Yaşındasın?

11 yorum


Her insanın takılıp kaldığı yaş vardır. Kime sorsanız size "şu" yaştayım diyecektir kesin. Ruhumuzun ait olduğu yaş. Bazen beklenmedik bir davranış sergilediğimizde " Bunu senden hiç beklemezdim, Vayy şaşırttın beni" gibi cümleler duyuyorsak bu takılıp kaldığımız yaşın sorumluluğu altında yapılan davranış olduğunu düşünüyorum.Geçenlerde sevdiğim ablamla bu konu hakkında konuştuk. Bana " Ben 22 yaşındayım." demişti. Kendisinin takılıp kaldığı yaş. Evlendiği yaş...


16 Eylül 2015 Çarşamba

MİM 5

4 yorum


Bu mim'i bana paslayan sevgili  Vişne Reçeli blog sahibesi SunYun' a teşekkür ediyorum. Bu mimi biraz geç paylaşıyorum çünkü aceleye getirip eksik cevaplar vermek istemedim. Mim'in tek sorusu var.

  ♣ Sen hangi renksin?


Tanışmak adına menüsündeki yazımda da kendimi tanıtmak konusunda beceriksiz olduğum konusunda yakınıp durmuştum. Ki kendimi renklerle tanıtmak daha da zor olduğu için beklettim biraz da yazmayı. Düşüne taşına, içime en sinen yazıyı yazmak için bekledim. Şimdi cevaplama sırası sanırım :)


İlk olarak pembe demek istiyorum. Düşlerin,hayallerin rengi pembe.. Fazlasıyla hayal kurarım. Hayal dünyasının bucaksız bi dünya olduğunu düşünürüm. Sanırım hayal kurmaya iten sebep de orda hep mutluyuz.






14 Eylül 2015 Pazartesi

Laz Kızı İnstagramda

4 yorum
Yaz tatili olduğunda bol bol dinlenip keyfini çıkaracağım demiştim lakin hiçte öyle olmadı. Nedendir bilmem ama bu tatil sezonunda baya bir yoruldum. Düşünün yani doğru düzgün bir Kore dizisi bile izleyemedim. Bloga da girip yazılarımı yazamadım. O yüzden bu yazı benim için bir geri dönüş yazısı diye biliriz. Ama ilk önce takip edemediğim blogları bir yoklayım dimi, çok şey kaçırmışım gibi hissediyorum nedense.

30 Temmuz 2015 Perşembe

Yazı

7 yorum














Yazı yazın yazısı
Alna yazılmış
Kader yazısı
Kağıda yazılmış
Aşk yazısı

11 Temmuz 2015 Cumartesi

Baş Ucu Yazarım

3 yorum







Böyle bir tabir var ya hani" baş ucu kitabı" diye. Hah işte bende o kitap değilde yazardır. Baş ucu kitabından baş ucu yazarına terfi ettim ben. Böyle dediğime de bakmayın, baş ucu kitabımda yoktur. Benim baş ucu yazarım: Canan Tan

Benim en samimi sevgili yazarım. Lisede tanıştım onunla. Yüreğim Seni Çok Sevdi'siyle. Sonra En Son Yürekler Ölür geldi ardından. Bu iki kitabı yetti Canan Tanı takip etmeme. Kalemi öyle sıcak ki, öyle dolu dolu yazdı ki sevdalıları, öyle nağmeler koydu ki satırlar arasına. Gerçekçiydi. Yaşanmıştı sevdalar...

Eroinle Dans. Herkesin okuması gereken kitap bence.. Nasıl uçuruma doğru gidildiğini, en temiz duygularla nasıp bataklığa saplandığını anlatıyor..



8 Temmuz 2015 Çarşamba

Umut Yolcusuyuz

2 yorum
Bilgisayarı açmışken yazımı yazayım dedim. Bu yazı sizlere karışık yada bağımsız gelebilir. Lakin aslında her bir cümle birbiriyle bağlı..



♥ Bir umut yolcusuyuz hayatta. Hep umut eder öyle varsayarız bazı şeyleri. Söylediğimiz sözler, attığımız adımlar; kurduğumuz hayallere doğru ilerlemek için yapılan birkaç hamleden ibaretti yalnızca. Nasıl bir eldeki parmak izleri birbirinden farklıysa yaşayışımızda, düşüncelerimizde, dileklerimizde farklı bu hayatta.

25 Haziran 2015 Perşembe

SIKILDIM!

0 yorum


İnternet dünyasına ait her şeyden sıkıldım. Facebooktan, twitterden sıkıldım. Facebookta canımlı cicimli yorumları görmekten, facebookta- sırf saygıdan- eklediğim aile büyüklerinden, paylaştığım durumu açıklamak zorunda olmaktan, sürekli gelen oyun isteklerinden, bitmek bilmeyen fandom kavgalarından, kaygılı hissediyor mutlu hissediyor gibi paylaşımları görmekten.. Twitterde ki durumları okumaktan sıkıldım.. 

Benden küçüklerin benden büyükmüşcesine laubali konuşmasından, herşeye karışan, bilmediği halde biliyormuşcasına konuşan, şıp kırıldım insanlardan sıkıldım. Bir türlü susmak bilmeyen iç sesimden, hâlâ kendime hobi seçememiş olmamdan, kararsız olmamdan, kimseye yok diyememekten sıkıldım. 

21 Haziran 2015 Pazar

Kısa hikaye- Bir Çift

2 yorum



" En büyük sorun ne biliyor musun?" dedi kadın kocasından bakışlarını ayırıp, yanan sarı lambaya bakarak ve sözlerini  devam ettirdi. " Hiç bir şey yolunda değil iken, her şey yolundaymış gibi davranmak."

Kocası başını aşağı yukarı hafifçe salladı karısını onaylarcasına. Ama biliyordu ki karısının bu sözleri onaylaması için söylemiyordu. Yaşadıkları yormuştu her ikisinide. Adam bakışlarını televizyona çevirdi. İzlemiyordu, düşünceli bakışlarla bakıyordu sadece. Bundan sonra ne yapacak, nasıl davranacağını bilmiyordu. Uzun uzun konuşup karar vermişlerdi. Hem kadın hem adam için zordu bu kararı almak...

15 Haziran 2015 Pazartesi

Bir Cihan Kafes

3 yorum

Uzun zaman oldu kitap yorumu yapmayalı. Dolu dolu roman okumayı özlemiştim aslında.  Arkadaşımın kitaplığımdan aldığım bir kaç kitaptan sadece biri "Bir Cihan Kafes".

Kendi düşünceme geçmeden önce arka kapak yazısından bir kesit sunayım sizlere..

"Sevgin direğimiz, üzerimize saldığın korku çatımız olmuş meğer. Mutsuzluğumuzdan örülü bir devlet yaratmışsın hepimize. Sen en çok beni severdin ya. En çok beni köle yapmışsın kendine..

Kanadı kırık üç kadın, ödedikleri ağır bedellerin karşılığını, içinde çırpınıp durdukları, kapısı açık olsa da çıkıp gidemedikleri gölge kafeslerinde bekledi. İhtiyaç duydukları inanç, temize çekecekleri geçmişte saklıydı."

12 Mayıs 2015 Salı

Nerede O Eski Saygılar

0 yorum









Başlık çok bilindik oldu sanırım.  Nerede o eski bayramlar, nerede o eski anılar, nerede o eski şarkılar, nerede o eski saygılar.. Ne çok eskileri arar olduk dimi. Büyüklerimizden duyarız daha çok bu tarz cümleleri. Eskiye dair özlemleri.. Büyük ihtimalle de hala duymaya devam ediyoruz. Büyükler gelince küçükler yer verirdi oturması için. Lakin bu günlerde büyük geldiğinde küçük oturmaya devam ediyor. Metrobüslerde, otobüslerde, hastanelerde..  Hatta " kalk kızım/oğlum oturayım, dizlerim çok ağrıyor" diyen teyzeye; neden beni yerimden ettin gibisinden bir sesli " offff " diyip öyle kalkılır o koltuktan. Sanki bizim kültürümüzde saygıya yer yokmuşcasına. Öyle ki büyükler demeden gencin yer vermesi gerekirken artık büyükler küçüklerden izin istemeyede başladı.


6 Mayıs 2015 Çarşamba

Geç Kalan Tanışma

8 yorum
Bazı blogları takip ettiğimde yazarını hep merak ederim ve kendisi hakkında bilgi var mı diye bakınırım. Kimisi kendi hakkında ufakta olsa bilgi paylaşımında bulunmuş kimisi ( burada ben de oluyorum) herhangi bir bilgi koymamış oluyor. Daha sonra kendimi tanıtan bir yazı yazmaya karar verdim. Her ne kadar kendi hakkımda bir şey yazmayı beceremesem de deneyeceğim.

4 Mayıs 2015 Pazartesi

Blog Adı Değişikliği

3 yorum
Blogumun adı ile ilgili içime bir türlü sinmeyen bir şey vardı. Yazar Notu yerine artık şimdiki adla devam edeceğim. Lakin adı her ne kadar Laz Kızı olsa da URL'si hala yazar notu olarak kaldı. aslında onuda değişebilirdim ama blogumu takip edenler paylaşımlarımı göremez endişesiyle değiştirmedim. Zira takip ettiğim blog sahibesi hem isim hemde URL değişilliği yaptığı için paylaşımlarını görememiştim. 
"Neden bu değişikliği yaptın?" diye soracak olursanız blogu ilk açtığımda sadece düşünce yazılarımı paylaşacağım desem de bazen konu dışında paylaşım yapmaya başladım. Bu yüzden bende değiştirmek istedim. Artık evinizde  Laz Kızı'yım :))

25 Nisan 2015 Cumartesi

Bir Parça Huzur

0 yorum

Daha çok lise yıllarında sevmediğim dersler arasında Edebiyat'ta bulunuyordu.Özellikle sınav sorularında iki konu verip bu konu hakkında deneme veya kompozisyon yazın diyip en yüksek puanı da bu soruya verirlerdi, kafadan elli puan. Sinir olurdum. Hiç yazamazdım. Sınırlı zamanda ne yazsam, nasıl yazsam diye düşünüp durmaktan bir bakmışım sınav bitmiş ve ben ancak tek satır yazabilirdim. Bence yazmak özgürlük demek. Özgürlüğe koşmak demek. Bence yazmak kendimizi zorlamadan duygunun verdiği o akıcılık sayesinde en güzel paragraflar çıkar meydana. Yazarken ayrı okurken ayrı tat bırakır insanda...

20 Nisan 2015 Pazartesi

Geleceğin Gözyaşı

0 yorum
Yazmaya daha lise yıllarımın ikinci sınıfında başladığımı size söylemişmiydim. Herkesin rahat ettiği şeyler vardır. Yoğunluktan kaçıp dinlenmeye ihtiyaç duyduğu zamanlarda en çok ihtiyaç duyarız rahatlamaya. Benimde meditasyonum yazmaktı. Bir nevi yoga gibi. İnsanlar en çok kırgınlıklarını söyleyemez. Her ne kadar söylemek, bas bas bağırmak istese de.. Söylemek istediklerini yazıya döküp sonra onu  yakmak iyi bir fikir diye düşünürüm hep. 

Kısa bir aranın ardından sizlere eski bir yazımla dönüş yapıyorum sevgili Yazar Notu okurları. :)) bu yazı 2013 yılının mayıs ayının 22. gününde yazılmış olsa da 2015 yılının Nisan ayının 20. gününde gün yüzüne çıkıyor :))


Usulca, sessizce ve içe doğru akan gözyaşlarıyla dolacak yeni nesil. Çevresine bakacak ilk önce, aile bireyleri başta gelecek tabi. Sonra taklit edecek ve öyle büyüyecek olan evlatların gözyaşları. Hıçkırıklarını kimse duymayacak onların. Hatta bir zaman sonra kendileri de körelecek hıçkırıklarına. Duymayacak onları. Alışacak yalnızlığa, çevresinde birçok insan olacak ama yine de hep yalnız çünkü herkes kendi aleminde. Paylaşmayı bilmeyecek yeni nesil. Sosyalleşme artık elindeki telefon olacak. Hayat kavramı telefon, bir diğer manası "medya, teknoloji" olacak. Kimse Kimseye bir menfaat beklemeden yardım etmeyecek. Yeni nesil asla öğrenemeyecek yardımlaşmayı, paylaşmayı, beraberliği... Bunun tadını asla bilemeyecek.

13 Mart 2015 Cuma

YAZAR NOTU'ndan Küçük Bir Tavsiye

0 yorum

Yine Geldi Stres ( YGS)


Hayatta karşımıza ne çıkacağını asla bilemiyoruz. Beş dakika sonra ne olacağını tahmin edebiliriz ama ne olacağını asla bilemeyiz. Üniversite için hep hayaller kurduk; şöyle olacak, böyle olacak, şunu yapacağım kazandığımda, sınavdan sonra felan yerlere gideceğim... Yada yapmayı istediğimiz mesleği nasıl yapacağımız konusunda hayallerimiz oldu.. Oldu ya olmaz olur mu hiç.. Daha ilk okulda başladılar bizlere" Büyüyünce ne olacaksın?" diye sorulmaya. Şimdiki aklım olsaydı o soruya " öğretmen" diye cevap vermek yerine " Ben ne bileyim ilk önce bir büyüyeyim de sonra bakarım" derdim. Daha çocukken omuzlarımıza yüklendi bu gelecekteki meslek seçim olayı.. İyi hoş şey tabi bir çocuğun kendi karalarından emin olup geleceğine yön vermesi. Versin de tabi.. Ama insanın can noktası değil ki meslek seçimi.. Bir söz var " Hayallere giden yok okuldan geçmemeliydi." diye. Anlatmak istediğim tamda bu...

3 Mart 2015 Salı

Bir Gün!

11 yorum
Neden bu kadar cesaretsiz olmak zorunda insan. Sırf birisi kırılmasın diye kendini lime lime eder. Ya da sırf başkaları mutlu olsun diye kendinden feragat eder. Sırf sevdiği mutlu olsun diye... Kendi çukura batarken. O çukurdan ne çok kişinin çıkmasına yardım etmiştir oysa ki. Sırf aşık olduğu kişi başkasını seviyor diye, onun mutlu olacağını düşünerek sevgisinden vazgeçenler ne çok. Halbuki ne aptalca. İnsan savaşmaktan vazgeçiyor farkında değil. Sığınıyorlar bir yalanın ardına.. O öyle mutlu, aşk bir yandan da vazgeçmekmiş. Sırf sevdiği mutlu olduğu için. Ya da kendinde savaşacak cesaretimi bulamıyor. Korkuyor belkide.. Ya da ümidimi kalmadı demeliyim..
Umut ne güzel şey. İnsan hep umut etmiyor mu. Bazı şeylerin bir gün gerçekleşeceğini  umut eder. Kişinin çok sevdiği yakını hastadır bir gün iyileşeceğini umut eder. Borcu vardır bir gün o borcunu ödeyeceğini umut eder. Yani umut eder de eder.
 

LAZ KIZI Copyright © 2011 Design by Ipietoon Blogger Template | web hosting